Ayşegül Tözeren

Bir hekim olan Ali Özyurt’un ilk kitabı ‘Söz Uçar, Yazı Kalır’. Özyurt, seksen sonrası doğanların öncülüğünü üstlendiği Gezi günlerini, hem gençliğini seksenlerde geçirmiş hem de Gezi’nin içinde bulunmuş deneyimli bir insan hakları aktivisti olarak yorumlamış. Anı-anlatı türünde yazılmış olan kitapta ailesiyle ilişkilerinden, üniversite yaşamına, zorunlu hizmet günlerine, hekimlerin dünyasına uzanan yaşamını da anlatıyor.

Yoğun bakımlı günler
Ali Özyurt, mesleki körlüğe kapılmayan, insana dair endişeleri, acıları dert edinen, bu derdini de anılarına yansıtan bir hekim yazar: “Kaç yıl oldu bilmiyorum ama ölüm temasıyla ilk edebiyat çalışmalarımda karşılaştım.” Özyurt devam ederken, meslek yaşamındaki ölümü arafta olma duygusuyla açıklar: “Kalp cerrahisi merkezinde çalışmak ölümle dans etmeye benzer. Arafta bekler gibi ölümü beklersiniz. 90’lı yıllarda ölüm kalım arasında ince bir çizgi vardı,” diye anlatmaya başlar. Ardından Türkiye’nin yoğun bakımlı günlerini aktarır: “Artık ölmeye yatan hastalarla yüz yüzeydik. Onların hayata vedalarını uzatıyor, uzatınca seviniyorduk. Oysa ömürlerine ömür katmıyor bazen yapay bir dünya yaratıyorduk canlı ölülerimiz için.”

Ali Özyurt, yarım yüz yıllık ömründen aktivizmle geçen hekimlik yıllarına, geriye baktığında, onca uğraşa rağmen mesleğinin ivme kaybettiğini görüyordu. Sadece mesleğinin mi, iyi olan belki de her şeyin. “Her şeyin paraya tahvil edildiği, neoliberalizmin yaşam felsefesi haline geldiği bir dünyada küreselleşme adı altında yeniden paylaşım sürecini yaşıyoruz. O kadar içselleştirdik ki bu felsefeyi çığlıklar altında Irak savaşını izledik. Milyonların ölümü değil, savaş uçaklarının görüntüleri kapladı ekranları.”

2012’nin son günlerinde, romantik bir aktivist olarak tanımlanan Ali Özyurt, bu kez umut ile umutsuzluğun arafındadır. Oysa… geçen yılı aratmaz dileğiyle girdiği 2013 senesi, Özyurt’un yaşamını değiştirecek olandır. İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesidir. Hem hekimdir, hem de kanser gibi kronik bir hastalıkla baş etmeye çalışmaktadır. Hastalığın seyrinin dalgalandığı dönemler onun için bir anlamda yas dönemleridir:

“Ben bir insanım.
Ben bir hayvanım.
Ben bir bitkiyim.
Ben bir taşım.
Ben bir melek.
Ben bir canavarım.
Ben bir ölümlüyüm.
Ben ölümsüzüm.
Ben Ali’yim...”

Seyrana çıkılıp gaz yenen günler
2013 senesinin ilkbaharında bir kuşak doğmaktadır: Gezi gençliği. Ali Özyurt, 78 kuşağıdır. Aslında yazarın içinde bulunduğu kuşağın da yaşamı değişmektedir. En azından ütopya gibi, devrim gibi yüklü kavramlara bakışı: “Sosyal medyadan dakika dakika gerçekleri, sadece gerçekleri paylaştım ve sokak sağlıkçısı olarak çalıştım. Gençleri gördüm. Onların gözlerindeki parıltıyı hissettim.”

Özyurt, gönüllü sağlıkçıların nöbet değişimlerini izlemektedir, Devrim Market ve Organik Gıda Yemekhanelerini ziyaret ederek, halk sağlığı açısından uyarılarını yapmaktadır. Gezi günlüğü 30.000’e yakın insanın parkı doldurmasıyla sürerken, bir iki gün içinde gaz ve TOMA ile tanışırlar. Artık Gezi abluka altındadır. Boğaziçi Köprüsü’ne insanlar yürümektedir. Taksim’e giriş çıkış yasaktır. Ali Özyurt, arafında olduğu umudu tekrar kazanmıştır: “ve bu ülkeye barışı, özgürlüğü ve demokrasiyi getireceğiz”

Gezi günlerinin, ardında kolektivizm ruhunu bıraktığı Haziran sonrası günlerde, devrimin eski kuşaklarından Ali Özyurt günümüzle bir karşılaştırma yapar:

1. Biz devrim peşindeydik onlar özgürlük.
2. Biz radikal mücadeleden yanaydık onlar barışçıl yöntemlerden.
3. Biz halk desteği alamıyorduk onlar almayı başarıyor.
4. Biz geniş halk kitlelerine antipatik geliyorduk onlar sempatik.
5. Biz Felsefenin Temel İlkeleri’ni okuyorduk onlar “Bana karışma” diyor başka bir şey demiyor.
6. Biz köylü çocuklarıydık onlar kentli.
7. Biz siyah beyaz film kuşağındandık onlar renkli.
8. Biz el ele tutuşmaktan utanırken onlar uluorta öpüşüyor.
9. Biz her gün bir örgüt kurardık, onlar bir ağ içinde bile başına buyruk.
10. Biz aklımızı öne çıkarırdık onlar yüreklerini.

#GeziyiHatırlat
Gezi günlerinin ardından, Ruhi Su’ların, Behice Boran’ların, Mihri Belli’lerin uğurlandığı Şişli Camii’nden gömülemez bir çocuk cenazesi kalkmaktadır: Berkin Elvan.

Berkin’e Ali Özyurt şöyle seslenir:
“Bizi umutlandırdın gözlerini açınca Uyan Berkin dedik olmadı,
Diren Berkin dedik olmadı,
Aşk olsun sana Berkin aşk olsun çocuk.”
Gezi günlerinin merkezinde yer aldığı ‘Söz Uçar Yazı Kalır’ kitabı okurla buluşmasının ardından, anlattığına dönüştü. Gezi’de yitirdiğimiz gençlerin anılarına katkıda bulunan bir kitaba. Yani, kitap hem Gezi’yi anlatmakta, hem de Gezi’de yitirdiklerimizin anılarına katkıda bulundukça Gezi’yi hatırlatmakta.
Kitabın ilk baskısından edinilen gelir Ahmet Atakan Kütüphanesi’ne bağışlandı, okuru saran bu sıcak kitabın sonraki baskıları ise, düşlerinde özgür dünya olan Ali İsmail Korkmaz anısına kurulan vakfa aktarıldı. Bugünlerde yeni baskıları okurla buluşacak olan kitap, kurulmakta olan Mehmet Ayvalıtaş Vakfı’na da katkıda bulunacak.
Kitap, ülkenin uzak köşelerindeki hekimlik günlerinden, yoğun bakımlı yıllardan, hastalıklardan, yitirilen yakınlardan, kızı Neşe’ye, Gezi’nin coşkusuna uzanan bir anılar lokomotifi. Lokomotif yarın saat 15,00’te, Haydarpaşa Garı’nda, Kadıköy Kitap Günleri’nde duracak. Gezi’den hüzünden, coşkudan, eskimeyen eskilerden söz etmek için okurlarını bekleyecek.

Bu konuya henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu yapmak istermisiniz?

Yorum yaz